
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin harında yanıp erken yaşlarda aramızdan ayrılanlara, savaş yıllarının yoksulluğunu ve acılarını yaşamış büyüklerden dinlenen gerçek yaşam öyküleriyle büyüyen çocuklara ithaf ediyorum dizelerimi. Bu dizelerin geçmişi de, o çocukların arasından çıkıp gelen bir kız çocuğuna ait bulunuyor.

Nejat Elibol
Direnen Haliç, yazarı da işçi olan bir işçi romanı. Bir zamanlar fabrikalarla çevrili olan Haliç’in Alibeyköy ucundaki iki fabrikada yaşanan olayları, sürdürülen uzun direnişi konu alıyor. Olayları sürükleyici bir dille anlatırken, işçilerin fabrika ve mahalle hayatları, iç dünyaları da başarıyla sergileniyor. Bu romanla, işçi hayatının ve mücadelesinin bir dönemi başlıca özellikleriyle resmedilmiş oluyor. Direnen Haliç, işçi sınıfımızın kimi kazanımlarla, kimi yenilgilerle sonuçlanan daha iyi, yaşanır bir hayat için verdiği uzun mücadelenin belgesel özellikler taşıyan canlı bir kesiti.

Sergey Dmitriyeviç Mstislavski
1901 Yılının buz gibi soğuk bir kış gecesi, bir adam sınırdan gizlice Çarlık Rusyası'na sızar. Bu devrimci Nikolay Baumann'dır. 'İhtiyar'ın verdiği görevle, kendisi gibi düşünenlerle ilişki kurmak için İsviçre sürgününden dönmektedir. Ardından Petersburg'ta iki yıllık hapis ve Sibirya sürgünü var. Gizli polis ajanları izindeler. Sürekli firarda ve yaşama pahasına, karısından ayrı ve mücadele yoldaşlarından uzakta, hapislik ve kısa özgürlük dönemleri arasında gene de işçileri uyandırmayı, grevleri örgütlemeyi ve Menşeviklerin maskesini düşürmeyi başarıyor. Haksızlığın hak olduğu yerde, direnmek görevdir. Roman 1900-1905 yılları arasında,1905'te Rus devriminin patladığı dönemde geçer.

Fyodor V. Gladkov
Burjuva solcuların, liberallerin, anarşistlerin, döneklerin, Rus proletaryasının karşılaştığı zorlukları öne sürerek ve bürokratik diktatörlükleri sosyalizm katına yükselterek Ekim Devrimine çamur atmasına izin vermemeliyiz. Bununla birlikte çarpılmaların ve yamulmaların üzerini de kapatamayız. Aksi takdirde Ekim Devriminin nasıl bürokratik karşı-devrimle tasfiye edildiğini anlayamayız. Tarih bizim tarihimiz; yengimizden öğrendiğimiz kadar yenilgilerimizden de öğrenmeliyiz. Ekim Devriminin nasıl bürokratikleştiğini anlatan birçok kitap var ve bunlardan biri de Fabrika. Bu kitabı okumak özellikle genç kuşaklar açısından oldukça öğretici olacaktır.

Arthur Koestler
Spartaküs...
Bu isim, dünyada adaletsizlik ve eşitsizlik sürdükçe ve buna karşı insanca yaşama mücadelesi veren bir tek kişi bile kaldıkça, bir simge olarak parlamaya devam edecek. Kimbilir, belki bir gün, eşitlik ve adaletin bayrağı daha mutlu insanların üzerinde dalgalanır? Kimbilir, belki bir gün... Neden olmasın?

Maksim Gorki
Kocasının ölümünden sonra Ana, oğlu Pavel ile birlikte büyük bir yalnızlık ve yoksulluk içinde kalır. Fabrikada çalışmaya başlayan Pavel, zeki, kitaplara meraklı ve devrimci düşünceye eğilimli arkadaşları olan bir gençtir. Evine getirdiği arkadaşlarına verdiği söylevlerde Ana ilkin bir şey anlamasa da daha sonraları kendisinde özgürlük ve yaşama hakkı düşüncelerinin uyanışına tanık olur. Ve gün geçtikçe oğlu ile arkadaşlarının devrimci umutlarını paylaşır. Ana, roman kahramanının içinde bulunduğu sosyal koşulları yansıtması bakımından Gorki'nin eserleri arasında olduğu kadar Rus edebiyatında da bir ilkörnektir. Rus eleştirmenlerce "döneminin anıtsal kitabı" olarak değerlendirilen Ana, Rus proleteryasının devrimci mücadelesini sergileyen en önemli eserdir. İlk olarak Znanie dergisinde 1907-1908 yılları arasında tefrika edilen Ana, devrimci niteliği bakımından da Maksim Gorki'nin en önemli eserlerinden birisidir.

Emile Zola
Germinal: Ter, kan, açlık ve gözyaşıyla yoğrulmuş insanların evrensel çilesini destansı boyutlara ulaştıran bir edebiyat doruğu... Germinal Dünya işçi romanının olağanüstü parlak örneği... Maden işçilerinin acı dramı hiçbir romanda böylesine öfkeli bir gerçeklikle anlatılmamıştır.

Vedat Türkali
Zaman: İkinci Dünya Savaşı'nın var gücüyle devam ettiği 1940 'ların başı. İstanbul Üniversitesi'nde okuyan bir avuç anti-faşist devrimci genç, dönemin tek muhalefet partisi olan illegal Türkiye Komünist Partisi'ni aramaktadır. Bir avuç insan, 1940'ların Türkiye'sindeki tüm boyutlarıyla sergilenen karanlığı bir ucundan yırtmak için mücadele vermektedir... Vedat Türkali, beş kitaplık ve iki ciltlik romanı boyunca Komitern belgelerine dayanarak, hakkında verilen "desantralizasyon" kararının öncesindeki ve sonrasındaki TKP'nin durumunu romancılığının bilinen ustalığıyla; iç monologlar ve diyaloglara, olayların, olguların, kişilerin akışıyla ortaya koyar.

Dimitır Dimov
Toplumcu gerçekçi akımın büyük ustalarından Dimitr Dimov'un yazdığı Tütün adlı bu dev romanda anlatılanlar, tütün dünyasının, Sarı Dünya'nın kişileri arasında geçer. Tütün yapraklarının işlediği atölyelerin tozlu, acı havasında çalışan, benizleri solmuş, ciğerleri çürümüş kalabalık bir insan topluluğu ve onların karşısında sömürgen bir avuç işbirlikçi. İkinci Dünya Savaşı öncesinde başlar roman ve savaş sonuna kadar toplumun on yıllık dünyasını destanlaştırır. Dimov, bu romanını 1951 yılında yayımlayınca büyük tepkilerle karşılaşmıştı. Bu tepkiler, romanın yapısından geliyordu. Romanda anlatılan kişilerin hepsi de capcanlı, yaşayan kişşilerdi. Dimitr Dimov, inandığı bir gerçeği roman boyunca dirençle ve büyük bir sanatçı kişiliğiyle dile getiriyordu. İnsanlar ne toptan kötü, ne de kusursuz kimselerdir. "İnsanlar iyi ya da kötü olarak doğmaz, içinde yaşadıkları toplum düzeni onları iyi ya da kötü yapar," diyordu. "Toplumcu Gerçekçi" roman anlayışının, ilkel ve katı kurallarına böylece karşı çıkışı önce büyük tepkiler yarattıysa da, sonunda Dimov, bu romanıyla milyonların yazarı olmayı başarmıştır.

Dido Sotiriyu
'Ve sen Kör Mehmet'in damadı! Hele sen! Niye öyle tiksinerek bakıyorsun yüzüme? Öldürdüm evet seni, ne olmuş! Ve işte ağlıyorum... Sen de öldürdün! Kardeşler, dostlar, hemşehriler... Koskoca bir kuşak, durup dururken katletti kendi kendini!... Anayurduma selam söyle benden Kör Mehmet'in damadı! Benden Selam Söyle Anadolu'ya!.. Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin.. Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellatların Allah bin belasını versin!..'

Manuel Tiago
Kitapta, Portekiz Komünist Partisi'nin bir yerel örgütüne bağlı köyle militanlar, derin anlamlı sözleriyle partinin o günkü mücadelesinin acil sorunlarını ve geleceğini tartışıyor; roman, partilerin özgürlük savaşını, yeraltı yaşamını kitlelerle bağlarını, yenilen genel grev yüzünden ağır bir darbe yiyen örgütün hem öğretici ve düşündürücü, hem de duygulandırıcı ve etkileyici biçimde yansıtıyor. Partinin sonut durumların somut analizini zamanında yapıp doğru kararlara varmazsa kitlelerin öncüsü olmaktan çıkıp geride kalacağı gerçeğini, kendi deyişleriyle "Eğer parti sözünü vaktinde söylemezse, işçi sınıfı onun önüne geçmiş olacaktır," biçiminde dile getiriyor romanın kahramanları.

Hasan İzzettin Dinamo
Hasan İzzettin Dinamo, Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarını en fazla yokluk ve kimsesizlik içinde geçiren yazarlarımızdandır. Savaş ve Açlar, bir ailenin yaşayabileceği en zor koşullardaki var olma mücadelesinin, savaşın etkisiyle, nasıl drama dönüştüğünü, nasıl dağılma ve yok olma sürecine girdiğini anlatan, çarpıcı ve bir o kadar da etkileyici bir roman.

John Steinbeck
1902 yılında Koliforniya’da emekçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen John Steinbeck, eserlerinde işçilerin yaşamlarını, çalışma koşullarını, hayallerini, umutlarını kısacası onlara dair ne varsa yalın bir dille işlemiştir. Yazarın önemli eserlerinden biri olan Gazap Üzümleri de, toplumsal gerçeklikleri anlatan bir romandır.

John Steinbeck
Steinbeck’in Bitmeyen Kavga adlı romanı, 30’lu yıllarda ABD’nin Torgas vadisindeki tarım işçilerinin mücadelelerini anlatıyor. Bir solukta okunan roman, tarihin sınıf mücadeleleri tarihi olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Kapitalizmin tüm tarihi işçi sınıfının sayısız kavgasıyla örülüdür. Bu kavga, romanda dile geldiği gibi, “ancak insanlar kendilerini yönetmeye ve kendi emeklerinin karşılığını almaya başladıklarında bitebilir”.