Başka Bir Futbol

Mayıs 2010, No: 26

Bostancı’dan bir işçi

Biz işçiler, neleri var etmedik ki? Düşünsenize, “göğü delen” gökdelenler inşa ettik, ama kapısından içeri adım atmak ya nasip olmadı ya da sömürülmek için içeri alındık. Dev gibi fabrikalarda devasa işler yaptık, ama hiçbirisi bizim olmadı. Cennetimiz vardı, ama ömrümüz cehennemi yaşamaktan öteye varamadı. Bir de futbol vardı bizi eğlendiren. Bir topun peşisıra koşmaktı arka mahallelerde arkadaşlığımızı pekiştiren. Aramızdaki ufacık rekabet en fazla kahkahayla son bulurdu. Çocukluğumuzun futbolu annelerimizi kızdıran kirli ve yırtık elbiselerin failiydi. Masumdu bizim için. Ancak büyüdükçe anladım ki futbolu da alıp kirli rekabetin, paranın ve para babalarının ellerine teslim etmişler. Gerçek sahibi biz olmamız gerekirken, yalnızca alkışlayanı, izleyicisi ve holiganı olmuşuz. Onunla avunup onunla umutlanmak düşmüş bize. Bir gün biz de en iyi topçu olma hayaliyle avunup durmuşuz.

“Büyüyüp futbolcu olacak benim oğlum” diye övünüyoruz çoğu zaman. Çocuklarımızın geleceğinin futbolcu olunca kurtulacağını düşünüyoruz. Fabrikada işçi arkadaşımızdan sırf bizimle aynı takımı tutmuyor diye nefret edebiliyoruz. Çoğu zaman gereksiz yere tartışıyoruz, küsüyoruz arkadaşlarımızla. Zaten Kürt olduğu için, Laz olduğu için, Alevi olduğu için bin bir parçaya bölünmüş bir sınıfız. Buna bir de tuttuğumuz takımın farklılığı da eklenince sistemin bizi birbirimize düşürme ve bölme oyunları tutmuş oluyor. Yani golleri biz yiyoruz, hep biz kaybediyoruz. Kazanan ise hep patronlar oluyor.

Kapitalizm denen illet sıradan bir sporu bile o kadar rezil hale getiriyor ki spor, spor olmaktan çıkıyor. Futbol milyon dolarlık skandallarıyla, futboldan yeni patronlar yaratan kulüpleriyle, taraftarlarının yani işçilerin sırtından, avuçlarından ve umutlarından çalınan milyon dolarlar çarçur edilirken bizler tuttuğumuz takımın zaferleriyle yetiniyoruz. Cebimizden paramızı çalsalar feryat figan ederiz ama bizleri uyutarak, uyuşturarak futbolla soyarken, biz hem aldanıyoruz hem de buna seviniyoruz. Futbol, bizi uyuşturan ve sistemin içine daha çok çeken bireysel kurtuluşun yollarından biri haline getiriliyor. Verdiği keyif kadar aldıklarını da düşünürsek hastalık mı yoksa şifa mı olduğunu anlamış oluruz.

İşçilerin birliğini sağlayabilmek ve kaynaşabilmek için rasgele buldukları oyun, şimdi milyon dolarlık bütçelerle yönetilen kulüplere, zengin patronlara ve düzene hizmet eden bir uyuşturucuya dönüştü. Bizlerse UİD-DER’li işçiler olarak, işçilerin oyunu olan futbolu işçilerin bildiği şekilde oynamak ve birbirimizi daha yakından tanımak amacıyla bugüne kadar çeşitli fabrikalardaki işçi arkadaşlarımızla halı saha maçları düzenledik. Yani futbolu sevmeyen işçiler değiliz. Ama futbolu rekabet için değil, dostluğumuzu pekiştirmek için oynuyoruz. Karşılıklı iki takım, kolektif tek bir takım ruhuyla maçlar yapıyor. En önemlisi maçtan sonra yaptığımız sohbetlerimizde sorunlarımızı ve çözüm yollarını tartışmak oluyor. Maçları yaptıktan sonra çekip ayrılmıyoruz. O tatlı rekabetin tadını çıkartan sohbetler yapıyoruz.

Futbol düzenin elinde bize karşı kullanılan bir oyun da olsa biz onu bildiğimiz gibi oynamaya devam edeceğiz. UİD-DER’de futbol işçilerin birliği ve dayanışmasını güçlendirmek için oynanır. Bir saat koşarız topun peşinden, uğraşırız, çabalarız. Birazı kazanmak içindir bu çabanın, fakat en çoğu da dostluk içindir. Ben UİD-DER’li bir işçi ve futbolu seven bir insan olarak birçok fabrikadan birçok arkadaşla defalarca maç yaptım. Şunu öğrendim ki, on bire-iki yenilebiliriz veya yenebiliriz ama her maç berabere biter. Kazanan ve kaybeden yok mu diye soracaksınız, biliyorum. Elbette ki kazanan da var. Yensek de yenilsek de bizim için kazanan hep dostluk olur. Goller kaleyedir görünüşte, ama her gol patrona atılır, her çalım da patronadır. Yani aramızdaki rekabeti değil kapitalist sisteme karşı birlikte olabilmenin vesilesi haline getirmeye çalışıyoruz futbolu. Unutmayalım ki futbol; müşteri, şirket ya da kulüp taraftar ilişkisi içinde ayrışmayı değil kardeşliği ve patronlara karşı mücadeleyi ifade ettiği sürece güzeldir. Yani futbol işçilerin elinde kaldığı sürece güzeldir.

15 Mayıs 2010